Sınav kaygısı, Kaygınız Köpek Balığınız Olsun

Japonlar taze balığı çok severler. Bundan uzun yıllar önce Japonya sahillerinde bol balık bulmak artık mümkün olmamaktadır. Balıkçılar Japon nüfusunu doyurabilmek için ve piyasada yükselen bu talebi karşılamak için daha büyük tekneler yaptırıp, taze balık tutmak için daha uzaklara açılmaya başlamışlardır. Ancak balık için daha uzaklara gidildikçe geri dönmesi de o kadar çok vakit almaya başlamıştır. Dönüşler bazen bir haftayı bulmaktadır. Bu nedenle tutulan balıklar da tazeliğini kaybetmektedir. Bu yolla avlanıp pazarlarda satılan balıkların taze olmadığını anlayan Japonlar ise bu balıkların lezzetini hiç sevmemişlerdir ve balıklar elde kalmıştır. Bunun üzerine bu problemi çözebilmek için balıkçılar teknelerine soğuk hava depoları yaptırmaya başlamışlar. Böylece istedikleri kadar uzağa gidip avlanacaklar, tuttuklarını da soğuk hava deposunda dondurulmuş olarak saklayacaklardır.

Ancak Japon halkı taze hâlde dondurulmuş balıkların da lezzet farkını yine hissedebiliyor ve donmuş olan balıklara fazla para ödemek istemiyormuş. Sonuçta da yine bu balıklara rağbet olmuyormuş. Balıkçılar bu defa, teknelerine dev balık akvaryumları yaptırmışlar. Avlanan balıklar, dev akvaryumlar içerisinde canlı olarak getirilmesi düşünülmüş. Bu yöntem de ilk başta hiç yoktan iyi ve akılcı bir çözümmüş gibi görünüyordu. Nitekim balıkçılar da aynen böyle yaptılar. Ancak Japon halkı canlı olmasına rağmen bu balıkların da, akvaryumlar içinde hareketsizlikten dolayı sersemlemiş bir şekilde kıyıya geldikleri için taze balıklar gibi yeterince lezzetli olmadıklarını görmüşlerdir. Çünkü hareketsiz, uyuşmuş vaziyette günlerce yol gelen balıkların, capcanlı, diri ve hareketli taze balığa göre lezzeti çok farklı olmaktadır.

Balıkçılar nasıl olacak da Japonya’ya taze lezzetli balığı getirebileceklerdi? Siz olsaydınız ne yapardınız? Japonlar çok ilginç bir çözüm bulmuşlar: Derin büyük akvaryumlara küçük birkaç tane köpek balığı bırakmışlar. Böylece hayatta kalmaya ve yem olmamaya çalışan balıklar, ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışarak akvaryum içerisinde yaşam mücadelesi verdikleri için, canlı, hareketli ve taze bir şekilde kıyıya ulaştırılabilmiş.

1950’lerde, L. Ron Hubbart’ın gözlemlediği bu olayda olduğu gibi “İnsanoğlu ancak başarma azmi ve kararlılığı içinde bulunursa müthiş bir gayret sarf eder.” Ne kadar akıllı, kararlı ve inatçıysanız, bir problemle uğraşmaktan ve farklı çözüm yolları üretmekten o kadar zevk alırsınız.
Çok büyük sorun gibi görünen bazı problemler Japonların taze balık probleminin çözümünde olduğu gibi aslında çok basit olabilir. Yeter ki kararlı ve inançlı olun.

Sınav kaygısını köpek balığı olarak düşünün. Kaygı sizin canlı ve hareketli kalmanıza neden olur. Asıl sorun kaygı yaşamak değil kaygısız yaşamaktır. Kaygısız, amaçsız ve isteksiz bir çalışma sizi başarısızlığa, uyuşukluğa götürür. Başarılı olmak için beyninizi canlı tutun. Bunun yolu da beyninizi zorlayacak köpek balıkları bulmaktır…

Sınav Kaygısı Nedir?

Sınavla ilgili konularda düşünme, hatırlama ve yoğunlaşma güçlüğüne yol açan duygu durumudur. Kaygının en ağır düzeyde yaşandığı sınavlar üniversite ve liselere giriş sınavlarıdır. Aslında sadece bu sınavlar değil, okullardaki sınavlar da öğrencileri kaygılandırmaktadır. Ancak bu sınavların telafisi kolay olduğundan öğrencilerdeki kaygı düzeyi diğer sınavlar kadar olmamaktadır.

Yüksek sınav kaygısı, öğrencinin başarısızlığına yol açan en önemli faktörlerin başında gelmektedir. Yapılan araştırmalar, yüksek sınav kaygısının özellikle orta bilgi düzeyindeki öğrencilerin başarısını daha fazla düşürdüğünü göstermektedir.

ÖSS’ye hazırlanan 370 kız ve erkek öğrenciye çözmeleri için bir takım sorular verildi. Çözüm sırasında yapılan küçük eleştiriler öğrencilerin başarısında yüzde 10 oranında azalttığı görüldü. Yapılan eleştirilerin dozu artırıldığında öğrencilerin hata yapma oranı yüzde 55’e kadar çıktığı görüldü.

Öğrencileri üzerinde yapılan bir araştırmada; öğrencilere ezberlemeleri için bir takım formüller verildi ve daha sonra bu formüllerin ne kadarını hatırladıkları belirlendi. İne aynı gruba, bu kez ‘hafızalarınız pek kuvvetli değil’ diye söylendi. Ezberledikleri formülleri hatırlama oranları yeniden belirlendi. Sonuç: hatırlanan miktar ilk hatırlamadan %15 daha düşüktü. Grubun kendilerine olan güveni sarsıldığında, hatırlama yeteneklerinin azaldığı bu deneyle ispatlanmıştır.

Özellikle üniversite sınavlarında aşırı kaygıdan dolayı, baş ağrısı çeken, elleri titreyen, midesi bulanarak sınavı yarıda bırakan ya da sınavın bir bölümünde donup kalan birçok öğrenci ile görüştüm.

Bir öğrencinin sınav kaygısı yaşadığını nasıl anlayabiliriz?

Öğrencideki her değişiklik sınav kaygısı olmayabilir.

Sınav Kaygısının Belirtileri Nelerdir?

Huzursuzluk, kendini rahat hissedememe,

Çabuk öfkelenme, ve öfkeyi dışa vurma isteği,

Mutsuzluk ve umutsuzluk

İçe kapanma, kendini soyutlama,

İlişki kurmada güçlük, aile ve arkadaşları ile sorunlar yaşama

Olumsuz benlik algısı, (kendini değersiz ve gereksiz hissetme)

Düşünceleri toparlayamama, ifade edememe,

Unutkanlık , bilgileri transfer edememe (önceki bildiklerini sonrakiler için olumlu kullanmakta güçlük yaşamak)

Dikkatini toplamada sorun yaşamak,

Mide ve bağırsak rahatsızlıkları,

Baş dönmesi, kusma,

Ellerde titreme, terleme,

Nefes alıp vermede güçlük yaşama,

Yorgunluk ve bitkinlik belirtileri,

Uyku ve iştah bozuklukları

Sınav Kaygısının birçok nedeni olabilir. Öğrencinin bulunduğu ortam kişisel özelliklerine göre bu nedenler değişebilir.

Kaygıyı azaltmak için Kullanılabilecek Teknikler:

Doğru Nefes Almak:

Açık havada veya havalandırması iyi olan bir odada 5–10 defa derin nefes alıp vererek kafanızdan düşüncelerinizi boşaltabilirsiniz. İyi nefes ağır, derin ve sessiz olmalıdır. Doğru nefes vücudu rahatlatır. Doğru ve derin nefes almanın stres sonucu daralan damarları genişletme ve oksijenin bedenin en uç ve en derin noktalarına kadar ulaşmasını sağlama özelliği vardır.

Fizik Egzersizi Yapmak:

Gerginlik damarlarda daralmaya neden olduğu için hücrelere giden kan miktarında azalma olur. Aşırı ve yorucu olmayan ısınma hareketleri yapabilirsiniz. Düzenli yürüyüşler yapmak bile çok yararlı olacaktır.

Düşünce Biçimini Düzenlemek:

Sınavdan önce zihninizde, geçmişteki başarısızlıklarınızı değil, başarılarınızı vurgulayın. Bizleri etkileyen aslında olaylar değil olaylara karşı bakış açımız, inançlarımız, yorum ve kalıp düşüncelerimizdir. Olaya karşı temel inançları değiştirmek asıl amaçtır. Sınavın kendi başına kaygılandırma gücü olsaydı tüm öğrenciler aynı kaygıyı duyardı. Bu konuda yapılacak bir şey olmazdı, bu kaderimiz olurdu. Her birimizin çeşitli konularda iç konuşmaları vardır. Bu durum şu anda da devam ediyordur. Bu konuşmalar pozitif olursa bize olumlu telkinde bulunur. Çalışma motivasyonunu ve bilincini arttırır.

Konuşmalar olumsuz olursa; kaygı ve başarısızlık duygularını geliştirir. Olumsuz telkin olur. Bir kişinin zihninden günde binlerce düşünce geçmektedir. Bu düşüncelerin büyük bir çoğunluğunun da olumsuz düşünceler oluşturmaktadır. Olumsuz düşünen bir kişi zamanla karamsar ve kaygı bir kişiliğe bürünür.

Olumlu düşünce, konuşma ve telkini mutlaka öğrenmeliyiz.

Düşünce sistemimiz gerçekçi, olumlu ve faydalı, nitelikte olmalıdır.

Kendinize güveniniz.

Beslenme ve uykunuzun düzenli olmasına özen gösterin.

Doktorunuz tavsiye etmedikçe bilinçsizce ilaç kullanmayın.

Sistemli ve düzenli ders çalışınız.

Sınav Kaygısı eter gibidir. Azı ayıltır. Çoğu bayıltır. Bir miktar kaygı her zaman, her işte gereklidir.

Yeter ki olumsuz düşünmeyelim karamsar olmayalım.

Sınav kaygısını bir rüzgara benzetirsek; karamsar öğrenci rüzgardan şikayet eder, iyimser öğrenci geçmesini umar, akıllı öğrenci yelken açar.